BİR DENİZCİ MABEDİ…

07 Ağustos 2017, 20:51
BİR DENİZCİ MABEDİ…

BİR DENİZCİ MABEDİ…

Kılıç (Uluç) Ali Paşa

Galata’dan Kabataş’a giderken, Tophane semtinde, yolun sağında güzel bir câmi vardır. Çoğumuz önünden geçeriz ama ismini bilmeyiz. Bu câmi Kılıç Ali Paşa Câmii'dir ve yaptıran kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa, Türk denizciliğinin en parlak şahsiyetlerinden biridir. Sadece bizde değil, dünya denizcilerinin de en büyüklerinden sayılır. 

Balıkçı bir ailenin çocuğu olan Kılıç Ali Paşa, 14 yaşında papaz olmak için Napoli’ye giderken Cezayir’li Müslüman korsanların eline düşer ve bir süre forsalık yapar. Daha sonra Müslüman olur ve isminden bozma Uluç  Ali olarak anılır. Kimi tarihçiler onun İtalyan, kimileri ise türk asıllı olduğunu söyler.

Irkı ne olursa olsun Uluç Ali Osmanlı terbiyesi ile büyür, zekası, kabiliyeti ile dikkat çeker. Barbaros Hayreddin Paşa’nın himayesinde ve Turgut Reis’in yanında yetişir.

Uluç Ali Paşa çok iyi denizci ve savaşçıdır. Malta Şövalyeleri’nin komutan gemisini ele geçirir ve düşmanın sol kanadını oluşturan Malta donanmasını yok eder. Ancak savaşın kazanılmayacağını anlayınca, emrindeki 30 gemiyle birlikte ağır yara alan donanmayı savaş alanından kaçırmayı başarır ve İstanbul’a döner. Bozgun haberini Edirne’deki II. Selim’e bildirir ve Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından 71 yaşında kaptan-ı derya, yani deniz kuvvetleri komutanı yapılır ve bu görevde 16 yıl kalır. Uluç olan lakabı Kılıç’a çevrilir. Adı artık kaptan-ı derya Kılıç Ali Paşa olurken, kendisinden yeni bir donanma hazırlaması istenir. Bunun için pek çok malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa sürede böyle bir donanmanın hazırlanmasının zor olduğunu söyleyen Paşa'ya Sokullu’nun, "Donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi yetişmezse gel benden al" demesi, İmparatorluğun o dönemdeki gücünü göstermesi bakımından önemlidir. 

Gelelim camiimizin hikayesine…

Yaşı ilerleyince; adının sadece denizlerde değil, yanında medresesi, sebili ve hamamı olan bir câmi ile de anılmasını ister. Devletin en güçlü mevkilerinden biri olan kaptan-ı deryalık makamındadır, ama yine de zamanın devlet adamları gibi o da padişaha sormadan hiçbir iş yapmamayı âdet edinir. Bu maksatla Sultan III. Murad’ın huzuruna çıkıp arzusunu bildirir. Padişah latife olsun diye, “İstanbul’da cami yapılacak yer yok, sen deryalar serdarısın, sana karadan bir karış toprak veremem, var git câmini deryaya kur” der. Kılıç Ali Paşa “Başüstüne!” der. Padişah sonradan “Maksadım lâtifeydi, dilediği yere câmisini yapsın, bunca külfete girmesin” diye haber gönderdiyse de, hünkârın ilk emrini yerine getirmekten vazgeçmez. “Padişah ağzından söz bir kere çıkar. Onu tutmamak olmaz. Hükümdarları Allah söyletir.” diye düşünür. Kaptan-ı deryalar hep deniz kenarına cami yaparlar; Kılıç Ali Paşa, Sinan Paşa, Cezayirli Gazi Hasan Paşa ve diğerleri... Mimar Sinan’dan yardım ister. Caminin deniz üzerine yapılacağını söyleyerek nereye yapılmasının uygun olacağını sorar. Sinan, Tophane sahilinde denizi doldurtarak küçük bir yarımada oluşturur.

Denizcilikte nam salmış, ömrünü vatan hizmetine adayan, zaferden zafere koşarak adını tarihe yazdıran ve hayatında hiç mağlubiyet tatmayan Paşa, bir sabah namazını yine camide kılıp fakirlere sadaka dağıtıp evine döndüğünde hastalanır ve vefat eder. Karısının adı Selime Hatun’dur ve hiç çocuğu olmamıştır.

ALLAH RAZI OLSUN VE RAHMETİ İLE MUAMELE ETSİN İNŞALLAH..

Selam ve Dua ile..

Şennur Beyse

    Yorumlar

banner124
Hava Durumu
Tümü Anket
Türkiye'de İdam Cezası Gelsin Mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Linkler
E-Gazete
  • HAVADİS TÜRK - İnternette Haberin Adresi - 28 Aralık 2015 Manşeti
Karikatür
  • Oof Off
Arşiv