BİZANS VELİAHTI MURAT PAŞA.

08 Şubat 2018, 19:41
BİZANS VELİAHTI MURAT PAŞA.
BİZANS VELİAHTI MURAT PAŞA.

Aksaray’da Vatan ve Millet Caddelerinin kavşağında öylece tek başına gördüğümüz, kaldırımdan görülen haziresinde medfun bulunanlara bir fatiha okuyarak geçip gittiğimiz bir camimizdir Murat Paşa camii..
Murat Paşa Cami, ilk yapıldığı dönemlerde medrese, imaret ve hamamdan oluşan bir külliyeydi.

Camiiyi yaptıran da adından anlaşılacağı üzere Murat Paşa’dır. Şimdi diyeceksiniz ki bir bizans veliahtı nasıl camii yaptırır üstelik de nasıl Paşa ünvanı alır?. Anlatalım efendim.

Bizans’ın son imparatoru Konstantin, kuşatma altındaki şehrini dirayetle müdaafa ederken yeniçerinin yatağan kılıcından geçmiştir.
Çocuğu yoktu, ağabeyinin iki oğlu tahtın varisleriydiler. Ancak Devlet-i Aliye’nin şahi topları son kez gürlediğinde ortada varisler için ne Bizans’ın tahtı nede tacı kalmıştı. Palaigolos hanedanının son temsilcileri olan iki prens de esir edilmişti. Ne Avrupa’dan gelecek bir yardım nede başka bir ittifak durumu bunu değiştiremezdi. Bir çağ kapanmış, Fatih Sultan Mehmet ‘Kayzer-i Rum’ ünvanı ile Doğu Roma’nın bu nadide şehrine yerleşmişti.

Taht varisi iki prensin kaderi de böylece değişmişti. Derhal enderun mektebine alındılar. Dikkat buyurunuz efendim, bu iki asilzadenin biri Murat diğeri ise Mesih adını aldılar.

Son derece zeki ve çalışkan olmaları hesebiyle onların kısa sürede öne çıkmalarını ve genç yaşlarda ciddi görevler üstlenmelerini sağladı.
Her ikisi de ‘Paşa’ ünvanı alarak vezir rütbesine erişti. Küçük kardeş ‘Has Murat Paşa’ adıyla nam yaptı. Genç yaşında Rumeli Beylerbeyi olmuş, Stratejik kararlar veren güçlü bir vezir ve cesur bir komutan olmuştu. Bütün seferlerinde Sultan Fatih’in yanıbaşındaydı. Akkoyunlu seferinde de ordunun ön saflarında yerini aldı. Otlukbeli’ndeki savaşta Türkmen süvarilerinin pususuna düştü. Uzaklardan gelen kemik uçlu bir ok göğsüne isabet ettiğinde, elindeki kılıcıyla birlikte atından düştü. Parlak bir geleceğe sahip bir Bizans prensi olarak dünyaya gelen bu asilzade, şehit bir Osmanlı veziri olarak tarihteki yerini aldı.
Bir Cihan devleti olan Osmanlı’nın nasıl bir yönetim sistemi vardı ki bir bizans torununu dahi kendisine hayran bırakacak ve bu devlete canı gönülden hizmet edip şehadet şerbetini içecekti? Osmanlı’nın İnsan merkezli yönetiminden birkaç örnek vererek yazımızı nihayete erdirelim efendin.

* Osmanlı bir “Töre Devleti” kurmuştur. Başta padişahlar olmak üzere, “töre”, herkesi bağlar. Hiç kimsenin kudret ve kuvveti “mutlak” değildir. Özellikle padişahlar denetim altındadırlar ve kanunlarla törelere uymak zorundadırlar.

* Osmanlı Devleti, insan, hayvan ve bitkiye yönelik hizmetler üreten büyük bir hayır kurumuna dönüşmüştür. Padişahlar bu büyük hayır kurumunun garsonlarıdır!

* Osmanlı Devlet sistemi “mutlakıyet” değil, insanı merkez alan ve insana değer veren, bugünkü anlayışa yatkın demokratik bir yapıdır.

* Halk, padişahı açıktan açığa tenkit etmek, devlet ve hükümet adamlarını alaya almak hakkına sahiptir. Vaizler vaazlarında, halk hatipleri meydanlarda tenkit hakkını kullanırken, zabıta müdahale etmez. Özgürce konuşurlar. Bunun sayılamayacak kadar örneği var.

* Padişahlar yalnız Müslüman milletin değil, yönetimi altında bulunan gayrimüslim milletlerin de hakkını-hukukunu muhafazaya mecburdur.

* Osmanlı Devleti’nde Müslüman olmayan insanların dinlerini özgürce yaşama hakları mevcuttur. Kimse onlara baskı yapamaz, kimse kem gözle bakamaz (Fatih’in “Amannâme”si), kimse onları aşağılayamaz ve asla kınayamaz.


Selam ve Dua ile

Şennur Beyse







 

    Yorumlar

banner124
Hava Durumu
Tümü Anket
Türkiye'de İdam Cezası Gelsin Mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Linkler
E-Gazete
  • HAVADİS TÜRK - İnternette Haberin Adresi - 28 Aralık 2015 Manşeti
Karikatür
  • Oof Off
Arşiv