PADİŞAHI KATLETMEK İÇİN FETVA !

23 Aralık 2016, 15:06
PADİŞAHI KATLETMEK İÇİN FETVA !
Söyleşiyi Yapan: Nurten ERTUL
 PADİŞAHI KATLETMEK İÇİN FETVA !

Osmanlı Devleti’nin başında 4.Murat, Sultan İbrahim ile yedi yaşındaki çocuk padişah; haremde, Kösem Sultan, Hatice Turhan Sultan gibi güçlü kadınlar, tarikatlar, ulema, yeniçeri ağaları ile güçlü esnafların hüküm sürdüğü kısa ve siyasi sonuçları çok ağır olan bir dönemi Tarihçi Yazar Orhan Sakin, “Sarayda Üç Uzun Yıl” kitabında topladı.

Bütün dünyada Osmanlıyla eş zamanlı ayaklanmaların, dramatik darbe girişimlerinin, iktidar değişikliklerinin ve siyasi rekabetin çok sık yaşandığı bir dönem. Şeyhülislamdan fetva alınarak işlenen saray cinayetleri eksik olmuyor. Sadece üç yıl gibi bir zamana Osmanlı’da Padişah İbrahim’i boğdurmak için Şeyhülislamdan fetva alınıyor, Valide Kösem Sultan odasında katlediliyor.

Osmanlının kısa zaman dilimine sığdırdığı birbirinden korkunç ve baş döndürücü olaylar zincirini tarihçi yazar Orhan Sakin “Sarayda Üç Uzun Yıl” adlı eserinde toparladı. 17.yüzyılın 1644 ile 1651 tarihleri, bütün dünyada aynı anda tek el tarafından yönetilen ayaklanmaların, savaşların, iç kargaşaların, saray cinayetlerinin, dinde reform hareketlerinin yaşandığı bir dönem olarak öne çıkıyor. Tarihçi yazar, Orhan Sakin’le, Osmanlının 1648 ile 1651 gibi bir zaman sürecine sığdırdığı birbirinden kanlı ve korkunç olaylar zincirini konuştuk. Hatta aynı dönem Osmanlı’da birbirinin peşi sıra padişahların, valide sultanların, ulemanın, sadrazamların, paşaların katli için Şeyhülislamdan çok sık fetvaların alındığı bir dönem. Sadece Osmanlı’da değil, İngiltere ile Fransa saraylarında da kraliyet için ölüm çanlarının, sürgünlerin, isyanların, iç savaşların eksik olmadığı bir dönem. Kan donduran olaylar, sadece padişahın öldürülerek, yerine yedi yaşındaki çocuğunun geçirilmesiyle sınırlı değil. Bu kısa döneme bir de Valide Sultan Kösem’in dairesinin rakibesi aynı zamanda gelini, Hatice Turhan Sultan’ın ekibi tarafından basılması ardından da hunharca öldürülmesi. Şimdi lafı fazla uzatmadan, Osmanlı ile Avrupa için çok önemli sonuçlar doğuran kan ve gözyaşı üzerine kurulu bu kısa dönemde gezmeye ne dersiniz?

N.E:Hocam çok güzel bir kitap hazırlamışsınız. Ülkemiz de Osmanlının yönetim biçimini masaya yatıran çalışmalar çok az. Bu ihtiyacı karşılamaya yönelik bir eser olmuş. Neden böyle bir çalışma yapma ihtiyacı hissettiniz?

O.S:Sorunuz da cevabı verdiniz. Osmanlının siyasi, askeri, dini, kişisel ilişkileri, sosyal grupları, toplum yapısı gibi alanlarda yönetim biçimi çok fazla bilinmiyor. Osmanlı yönetimini anlatan bir siyasetname aslında bu çalışma. 1648 ile 1651 tarihleri bütün dünyada ilginç özellikler gösteriyor. Osmanlı Sarayı’nın başkenti İstanbul, Fransa Kraliyet’in başkenti Paris ile İngiltere Sarayı’nda Londra’da bu dönemde padişahlar öldürülüyor, darbeler gerçekleştiriliyor, iç savaş ve kargaşa hâkim. Devlet yönetiminin kurallara bağlanması için ayaklanmalar, otuz yıl savaşları, dinde reform hareketleri dikkat çekiyor. Osmanlı için bu tarihler duraklama dönemi, fakat çağdaşı Avrupa kraliyetleri de bu dönem oldukça hareketli. Devletler bu dönemden farklı çıkış noktaları buldular. Bütün bu gelişmeleri Osmanlı Arşiv belgelerine dayanarak hazırladım. Okuyucuyu, sıkmamak için de rahat bir anlatım tekniği geliştirdik. Bir nefeste okunabilecek şekilde, tarihte sadece üç yıl gibi önemli bir döneminde yaşanan olayları kaleme aldık. Aynı zamanda Osmanlı’da kullanılan sokakları, mahalleleri, mekanları ortaya çıkarttık. Bu şekliyle de kitabın araştırmacılara doğru yolda ilerlemelerini sağlayacak kaynak olması amaçlandı.

N.E.Çok emek harcanmış belli. Nitekim, Sarayda Üç Uzun Yıl’ı bir nefeste okudum. Merak ettiğim konuları da burada sizinle tartışmak istiyorum: Osmanlı’da “Emanetin Ehil Ellerden Çıkması” olarak da adlandırdığınız bu dönem nasıl başladı?

O.S:Sultan Murat’ın henüz 28 yaşında aniden ölümüyle bu döneme girildi. Hanedan’da her gün öldürülme korkusuyla hapis hayatı yaşayan, annesi Kösem Sultan’ın gayretleriyle hayatta kalan Sultan İbrahim tahta geçti. 16 yıl süreyle yaşadığı hapis hayatının verdiği tecrübesizlikten olsa gerek kısa sürede çevresini saran çoğu kadın, bir takım harem ağalarının kontrolüne girdi. Saray’da hanedanı sürdürecek Sultan İbrahim dışında erkek çocuk kalmamıştı. Nihayetinde Annesi Kösem Sultan’ın eğitimiyle özel ilgilendiği Polonya asıllı Hatice Turhan Sultan cariyesinden şehzade Mehmet dünyaya geldi. Bu dönemde Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın devletin başında olması güven veriyordu. Ne yazı ki bir süre sonra görevinde uzaklaştırıldı. Kadızadeler, denilen ve Osmanlı yönetiminde hiçbir zaman yeri olmayan dini yapılar Enderun ile Harem’de dal budak salmaya başladı. Annesi Kösem Sultan’ın ısrarla Kadızadeleri etrafından uzaklaştırması konusunda ki uyarılarını dinlemeyen Sultan İbrahim, ne yazık ki Osmanlı Devlet yönetiminde yeri bulunmayan bu tarikatların kontrolüne girdi.

N.E:Zaten her şey padişahın değil mi? Buna kim karışabilir?

O.S:Osmanlının yönetim anlayışıyla ilgili pek çok şey yanlış ve eksik biliniyor. Osmanlının temeli hukuk ve adalet üzerine kuruluydu. Fermanlarında sık sık “Halk bana Allah’ın emaneti” diye hatırlatmalarda bulunulurdu. Adaletin önemi; “Padişahlık askerle, asker parayla, para reayla, reaya ise adaletle sağlanır” özdeyişinden de anlaşılıyor. Bu dönemde halkın güvendiği Kemankeş Mustafa Paşa şeyhülislamdan alınan fetvayla öldürülmüştü. Oysa aynı zamanda esnafta, tedirginlik yaratan paranın değerinin düşürülmesiyle ilgili yaşanan sıkıntıları gidermek için çalışmalara başlanacağı bir dönemde bu ölüm gerçekleştirilmişti. Huzursuzluğu artıran diğer nedenler arasında halkın ve esnafın fakirleşmesi, buna karşılık devlet işlerini yapan görevliler ile askerlerin ticarete el atmaları. Bu şekilde haksız rekabet yaratmalarıydı.

Sabine ERKUŞ(editör)Nurten ERTUL ve Yazar Orhan Sakin

KILIÇLAR ÇEKİLİYOR!

N.E:Esnafın ve halkın mutsuzluğu yönetimi nasıl etkileyebilir?


O.S:Halk ve esnaf fakirleşmesine sebep olarak gördüğü yeni atanan sadrazam Ahmet Paşa’nın aynı zamanda Padişahın da damadı, görevden alınmasını yerine Mevlevi tarikatına daha yakın Mehmet Paşa’nın gelmesini istiyor. Bunun içinde Ahmet Paşa’nın Şeyhülislam’dan alınan fetva üzerine bütün mal varlığına el konuluyor. Ardından da cellatlar tarafından öldürülüyor. Osmanlı’da bütün devlet görevlileri için ölüm ilanı verildiğinde aynı zamanda mal varlıklarının hepsinin de Osmanlı’ya geri iade edilmesi zorunludur. Ancak hem askeriye de hem de ulema da Padişahın sinirlendiğinde ne yapacağının bilinmemesi, gelişi güzel başına buyruk hareketleri, kadızadeler denilen sapkın dini inanışların sarayda yönetime el atmaları gibi konular rahatsızlığı iyice artırmıştı. Bu dönemde Kösem Sultan’ı da Bakırköy taraflarındaki çiftliğe sürgüne gönderilmişti. Aynı zamanda Kösem Sultan’ın akrabaları olan hanım sultanları da Sarayda, cariyelerinin özel hizmetinde görevlendirmiş, gelirlerini de Sultan İbrahim kesmişti. Buna rağmen idarecilere karşı Kösem Sultan, oğlunu savunmuş. Öldürülmemesi için ricalarda bulunuyordu.

N.E:Sultan İbrahim devletin başı. Ölüm fermanı nasıl verilir? Böyle bir hakları var mı?

O.S:Vezirler, Ulema, Sipahiler, Ocak Ağaları gibi çok sayıda devleti yöneten ağalar var Osmanlı’da. İstişare yapılır. Ardından da Şeyhülislamdan fetva istenir. Sultan İbrahim’in de “Ehil kimseler yerine devlet makamlarına rüşvetle ehliyetsiz kimseleri tayin etmek suretiyle düzeni bozan padişahın tahttan indirilip, ortadan kaldırılması uygun mudur?” Sorusu soruluyor. “Uygundur” fetvası alınır ve cebe konulur. Celatta, Oğuzhan’dan gelen Türk geleneğine göre Sultan İbrahim’in kanını akıtmadan boğmak suretiyle canını alır. Bu geleneğe göre de hanedan mensupları öldürülürken, kanının akmaması gerekiyor. Sultan İbrahim’in yerine de henüz yedi yaşındaki oğlu Şehzade Mehmet tahta çıkıyor. Bu üç yıl gibi kısacık dönemde kargaşa, isyan, ayaklanmalar, ihtilaller, tarafların kanlı çatışmaları bitmiyor. Sultanahmet teki kanlı çarpışma, daha sonra gücün Yeniçeri ağalarının eline geçmesi. Buna tarihte “Ağalar Saltanatı” da deniliyor. Hepsi bu üç yıl da oluyor.

PARİS İLE LONDRA’DA KARIŞIYOR!

N.E:Bu dönem peki dünyada nasıl geçiyor? Oysa biz monarşi diyince Padişahın dokunulmazlığı olduğunu düşünürdük hep…

O.S:
Bu dönem çok ilginç. Paris ile Londra’da en az İstanbul kadar karışık. İspanya, Avusturya, Almanya’da da savaşlar eksik olmuyor. Monarşilerde, ayaklanmalar, iç savaşlar, yönetime baş kaldırılar peş peşe yaşanmakta. Örneğin: 1644 ile 1651 tarihlerinde İngiltere’de iç savaş yaşanıyor. Kral I. Charleas öldürülüyor, II. Charleas sürgüne gönderiliyor. Militan püritanizmi gelişiyor. Cumhuriyetçilerle kral yanlılarının mücadelesiyle geçen kanlı bir dönem. Nitekim Osmanlı’da Padişah İbrahim’in öldürülmesi gibi İngiltere’de Worcester Savaşı ile cumhuriyetçiler Krala karşı, zafer elde ediyorlar. Fransa’da “ Fronde İsyanı” ile yıllarca halk sokaklarda mücadele veriyor. Amaç, parlementoyu ve kuralları tanımayan Krala karşı direniş. Bu dönem Osmanlı’da olduğu kadar bütün dünyada geleceğe yönelik önemli sonuçlar doğuran kısa fakat ayaklanmalarla, cinayetlerle dolu etkisi büyük bir dönem olarak tarihe geçiyor.

N.E:Yahudilerle, Rum ve Ermeni toplumlarının ilişkileri ile yaşadıkları bölgeleri de çok güzel anlatmışsınız?

O.S:Haliç ve Boğaziçi hattı Yahudi mahallesiydi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlıya gelen Yahudiler arasında dünya para piyasasını yöneten çok sayıda Yahudi de vardı. Bunların sayesinde İstanbul, dünya para piyasasının merkezi haline gelmişti. Ancak bu Rum ve Ermeni toplumunda rahatsızlığa neden olmuş. Aralarında sürekli rekabet yaşanıyordu. Birbirlerinin yaşadıkları bölgelere dahi girmek istemiyorlardı. Hatta İstanbul halkının paraya çok önem vermesinde; daha sonradan kente gelen Yahudilerin de mutlaka etkisi olmuştur. Osmanlı devlet geleneğinde olmayan Kadızadelerin de bu döneme ağırlık kazanmasını kimi kaynaklar Yahudilere bağlar. Bunların doğruluğunu yine tarihi kaynaklara göre yazmak gerekir. Sadece varsayım…

N.E:”Sarayda Üç Uzun Yıl” Yeditepe Yayınlarından çıkmış. Siyasi tarihe ilgi duyanların, saray entrikalarına meraklıların hatta sinema ve televizyoncuların da kütüphanelerinde olması gereken bir baş ucu eseri hazırlanmış… Okunması kolay, hafıza da kalan sahnelerle desenlenmiş bir eser. Eseri değerli kılan da mekanların, sahnelerin ve olayların arşivdeki çalışmalar ışığında tercümlerinin yapılması.
İyi okumalar!

Orhan Sakin Kimdir?
Yozgat doğumlu, Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu, ardından Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde uzman ve idareci olarak görev yapmakta. Sakin, bugüne kadar arşiv kaynaklarına dayanarak çok sayıda kapalı konunun kitaplaştırılarak, araştırmacılara ve tarih meraklısı okuyuculara ulaşmasına öncülük etmiştir. Bu eserler arasında Tarihsel Kaynaklarıyla İstanbul Depremleri, Osmanlı Arşiv Belgeleri Okuma Klavuzu, Ermeni İsyanı Günlüğü 1915, Yeniçeri Ocağı Tarihi ve Yasaları, Osmanlı’da Etnik Yapı gibi.

ORHAN SAKİN - SARAY'DA ÜÇ UZUN YIL




    Yorumlar

banner124
Hava Durumu
Tümü Anket
Türkiye'de İdam Cezası Gelsin Mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

SPOR TOTO SÜPER LİG

Tür seçiniz:
Linkler
E-Gazete
  • HAVADİS TÜRK - İnternette Haberin Adresi - 28 Aralık 2015 Manşeti
Karikatür
  • Oof Off
Arşiv